Sportif balıkçılık ve av stratejisi - CarpTR

Geri Git   CarpTR > CarpTR - The Turkish Angler Team > Diğer Konular - Karma

Yanıtla
Konu Araçları Görünüm Modları
Okunmamış 21-02-16   #1
kilicher
Moderator
 
kilicher kullanıcısının avatarı
 
barbaros öncül
Giriş: 02-07-2014
Konum: Ütopya
Mesaj: 64
Meslek: tüccar
Exclamation Sportif balıkçılık ve av stratejisi

Değerli arkadaşlar bu yazımda mevsimsel ve fiziki koşullara göre avlanma şekillerinden bahsetmek istiyorum.
Bilindiği üzre av için; para,iş,aile,sosyal yaşam ve çok değerli zamanımızdan feragat ediyoruz. Peki bu kadar
külfete rağmen avlarımızda yeterli yüzdeyi yakalayabiliyor muyuz? Daha doğrusu yapılan av ve trofe cinsinden
tutulan balık, bizi veya ekibimizi tatmin ediyormu? Yazımızda bu soruların cevabını aramaya çalışacağız.

İlk olarak başlamak istediğm nokta avlağımızı ne kadar tanıyoruz? Dört mevsim döngüsü boyunca avlakta neler olup bitiyor,
bunları ana maddeler halinde sıralamaya çalışalım;
Yıl boyunca su seviyesi,
Sazan ve diğer türlerin popülasyonu,
Zemin ve bitki yapısı,
Ticari ve sportif(tüm olta balıkçıları) avlanma durumu,
Suyun sıcaklık ve ph değeri,
Avlaktaki sazanın beslenme ve karakter yapısı...

Kendimce olmazsa olmaz kriterlerim bunlar. Bireye göre değişiklik gösterebilir, bazılarımız için hiçbişey ifade etmeyebilir de!
Ancak ben bir sportif balıkçının gelişigüzel avlanmasından yana değilim, dolayısıyla imkanlar dahilinde her daim bir eylem
planımız bulunması gerektiğini düşünüyorum. Şunu unutmayalım arkadaşlar ''Avlağımızı da en az kendimiz kadar tanımalıyız.''
dedikten sonra yukardaki maddeleri sırayla incelemeye başlayalım.

Yıl boyunca su seviyesi;
Pek çoğumuzun bilip de pratikte göz ardı edilen bir gerçektir SU. Tüm canlıların hayat kaynağıdır, bakkaldan elli kuruşa alınan
pet şişeden ibaret değildir. Bir insan yirmi yıl boyunca güneş görmeden yaşayabilir ama söz konusu su olunca bu süre sadece üç-beş
gündür, bir balık için ise dakikalar kadar yakındır ölüm suyun dışında. Biraz önce avlağımızı tanımamız gerektiğinden bahsettik ya,
belki de en çok üzerinde durmamız gereken nokta bu olmalı. Avlağın ve içindeki ekolojik popülasyonun ömrü açısından en önemli
kriterdir bence su miktarı. Su seviyesi ne kadar çok olursa o kadar sağlıklı ve kalabalık bir çeşitlilik söz konusu olacaktır
doğal olarak. Ancak çoğu zaman karşılaştığımız bir durum da düzensiz yağmurlar ve kurak geçen sezonlar... Ve insanoğlunun bitmek
bilmeyen arzularıyla iklimleri dahi değişen dünyamızda kendine ufacık bir yer bulmaya çalışan bitki ve hayvanlar, doğru ya insan
hayatının bile bir hiç olduğu düzende ben de hayvanlardan falan bahsediyorum mazur görün lütfen Konuyu dağıtmadan çuvaldızı
arada kendimize batıralım istiyorum seyir zevki açısından. Geçen sezon yağışlar açısından (batı anadolu) verimli bir sezon
geçirmemize rağmen bu yıl durum pek öyle gözükmüyor, en azından şimdilik. Yani işimiz yine Allah'a kaldı. Çok büyük kapasiteli baraj
ve göllerde nisbeten daha az hissedilse de, küçük baraj ve göletler için ayrı bir önemi var su seviyesinin. Malum birincil önceliğin
tarımsal sulama gerektiren alanlarla dolu olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bu sebeple yeni baraj ve gölet kazanımının önemine dikkat çekmek
istiyorum. Bu alanda ülkemizin de iyi mesafe katettiğini düşünüyorum. Konumuza dönecek olursak ayrıntılı bir şekilde gözlemlemeliyiz
bahardan itibaren su seviyesini. Çoğu zaman gittiğim avlakların müteakip fotoğraflarını çekmişimdir, ilerde fikir edinmek adına çok
faydası olacaktır dip analizi açısından. Buna ''zemin ve bitki yapısı'' bölümünde de değineceğiz. Burada değinmek istediğim konu ise
avlak dolu iken ve sular çekildiğinde sazanın nasıl tepki verdiğidir. Defalarca şahit olduğum bir olay düşük su seviyesi, beraberinde
sıcak mevsimin de etkisiyle oksijen bakımından fakir bir avlağı bize sunuyor. Bu da doğal olarak sazan ve diğer türlerin üreme,gelişme
ve beslenmesine negatif etki ediyor. Tüm bu olumsuz baskılar üzerine bir de çok fazla bilinçsiz avcı ve ağcıların talan etme
girişimlerini göz önüne alırsak, su seviyesi anormal düşen bir avlağa olta atmak etik olmayacaktır diye düşünüyorum. Bu durumda en iyi
karar daha müsait avlaklara yönelmek olacaktır. Kesinlikle en güzel avlar balığın keyfi ve sağlığı yerinde olduğu zaman yapılır
tecrübeyle sabittir. Bölümü bitirmeden önce şunu belirtmek istiyorum; su seviyesi düşük avlaklara yapılabilecek en büyük iyilik orda
avlanmamak ve mevsim ayrımı yapmaksızın belli periyodlarda ekmek,mısır,boili,makarna ne bulursanız yemleme yapmaktır. Hayvanlar en
azından onca baskının altında biraz rahat hareket edebilirler...

Sazan ve diğer türlerin popülasyonu;
Avlanma başarımızı etkileyen önemli faktörlerden biri de avlaktaki canlı çeşitliliği ve bu biyotopun ne derece homojen olduğudur. Yani
biraz daha açacak olursak otçul ve (varsa) yırtıcı balıkların birbirini ne derece domine ettiğini çok iyi gözlemlemek lazımdır. Tabi
bunun yanında midye,kerevit,kızılkanat gibi yem ve misina düşmanı canlıları da hesaba katmak gerekir. Öncelikle yırtıcı-otçul ilişkisini
ele alacak olursak, bence ilk bakmamız gereken konu sazanın havyar dönemi ve müteakip yavru gelişimidir. Burda muhtelif tehlikeler olsa da
ben iki önemli oyuncu olduğunu düşünüyorum; turna ve tatlı su levreği. Kısaca bunları tanıyacak olursak turna, sazanın korkulu rüyasıdır
dersek yanılmış olmayız. O kadar yırtıcıdır ki açken kendinden büyük balıklara bile saldırabilir, buna karşın gece görüşü zayıftır. Spin
balıkçılığını hızlandırmak adına baraj ve göletlere suni yöntemlerle turna salımı yapmak, avlakta uçan kaçan ne varsa adeta kökünü kazıma
operasyonudur bana göre. Geçmişte çok şahit olduk bu tür durumlara ve sonuç ortadadır. Sazan yavruları doğal göllerdeki bitki yapısı
sayesinde kendini savunabilmekte ancak bu durum fakir bitki örtüsüne sahip baraj ve göletler için söz konusu olmamaktadır. Diğer tür olan
levrek ise Perch ve Sander olarak iki grupta incelenebilir. Levrekler yırtıcı balıklar olmasına rağmen karakter yapısı turnalardan çok
farklıdır. Avlanma konusunda daha seçicidirler, Perch dediğimiz amerikan levreğinin boyu 25-30 cm.'yi pek geçmezken, Sander dediğimiz
uzun levreklerde 1 mt'yi bulan devasa örnekleri görebilmekteyiz. Her iki tür de yırtıcılık konusunda turnanın gerisinde kalmaktadır.
Perch'in gece görüşü de turna gibi zayıftır ancak söz konusu Sander olunca ona gecelerin hakimi diyebiliriz. Şunu bi kere net bi şekilde
belirtelim; şayet bir avlakta yırtıcı balık (özellikle turna) popülasyonu var ise sazanın geleceği kesinlikle tehlikededir. Sadece belli
büyüklükte sazanlar kendini kurtarabilecek ve yeni nesil daima av olacaktır. Diğer faktör olan midye,kerevit,kızılkanat,israil sazanı vb.
türler ise havyar katili olmalarına rağmen, bana göre durum yırtıcılar kadar ciddi değildir. Hemen hemen her avlakta karşımıza çıkan
bu canlılar aslında birer tehdit olarak karşımıza çıksa da, konu boili seçimine gelince göldeki midyeler,kerevitler veya küçük balıklar
sazanın besin zincirinde yer aldıkları için bize avantaj da kazandırabilirler. Tüm bu yaşam biçimleri büyük resmi görmemizde inanılmaz
bir katkı sağlar. Tabi sürekli gözlem yapmadan bu bilgileri kazanamayız. Avlağı tanımak ve ondan maksimum neticeyi almak adına bilgi
toplamak, ve bunları tecrübe süzgecinden geçirmek, bir gün mutlaka hayalini kurduğumuz trofeyi yakalayabilmek için birincil önceliktir...

Zemin ve bitki yapısı,
Tanımadığım bir avlağa gittiğimde gözlemlediğim ilk şey, avlak çevresinin fiziki yapısıdır. Bölgedeki dağlar,tarlalar,kayalar ve hatta
ağaçlar bile çok şey anlatır bize. Dağların eğiminden veya arazinin düzlüğünden gölün iç yapısını anlamak çok da zor değildir. Ancak ne
kadar gözlem yaparsak yapalım bu tahminler sınırlı kalacaktır. Birincil önceliğimiz şayet mümkünse çevredeki o muhitin yerlisi olan
(çoban,balıkçı vs.) insanlardan gölün iç yapısıyla ilgili bilgi almak olmalıdır. Su seviyesi az iken, arazi ve bitki yapısının nasıl
olduğu sorulmalıdır. Şunu unutmayalım çevresel koşullara ve tecrübeye dayanarak seçtiğimiz kamp alanı bizi hüsrana uğratabilir. Örneğin
işte tam burası dediğimiz yerde belli bi mesafeden sonra yaklaşık 45 derecelik eğime sahip uzun bir kayalık zemin olabilir, bu şartlarda
vuruş almak imkansıza oynamak demektir ve şahsen ben olumsuz şartlara karşı verdiğim mücadeleye bunu da eklemek istemem. Bir diğer durum
ise marker taraması veya günümüzde kullanımı hızla artan su altı kamera ve sonarlardır. Sonar kullanımı benim çok bilmediğim
(bu sezon öğrenicem inş ) teknik bir konu olduğu için pas geçmeyi uygun buldum. Ancak şunu belirtmeden geçmeyelim, sonarlar belli
frekans ve açılarda tarama yaptığı için alınan sonuçlar çok doğru olmayabiliyor. Su altı kameralar ise işi bambaşka boyuta taşımaktadırlar.
Baitboat entegrasyonu sayesinde dip yapısı hakkında %100 net bilgi sahibi olabilmek mümkün. Ancak takdir edersiniz ki gerek maddi külfeti
gerekse kolay ulaşılabilir olmaması bu seçeneği de bizler için kısıtlı kılıyor. Geriye avrupanın bile hala en çok kullandığı yöntem olan
marker taraması kalıyor. Marker'ın ne olduğunu tarif etme gereği görmüyorum şayet bilmeyen arkadaşlarımız varsa bi zahmet araştırma
yapmaları gerekiyor. Burda özellikle altını çizmek istiyorum; sehpamızdaki kamıştan marker olmaz arkadaşlar. Bu kamışın özelliği 2,75
veya 3 lb. geçmemesi bir de braid dediğimiz ip misinaya sahip olması gerekiyor. Düştüğümüz en büyük hatalardan biri marker taraması
yapmamaktır. Halbuki marker bize dipteki fiziki koşullar, bitki yapısı ve su seviyesini en ucuza sağlayan araçtır. Zemin hakkında
ayrıntılı bilgi sahibi olduktan sonra oltaları suyla buluşturmanın vakti gelmiştir. Peki ideal derinlik ve eğim ne olmalı? Sazan dipten
beslenen bir canlı olduğu için, eğim bana göre 20 dereceyi geçmemelidir. Mevcut fiziki koşullar çerçevesinde en düz bölgeye oltalar
atılmalıdır. Derinlik konusuna gelince mevsimsel ve fiziki koşullara bağlı olarak sazanın 30 mt. derinliğe kadar yaşadığını biliyoruz.
Ancak 15 mt'den daha derinde avlanmak işi mucizeye bırakmak olacaktır. Çünkü derine gidildikçe basınç artarak suyu, oksijen ve gün ışığı
yönünden fakirleştirecektir. Genellikle bulanık su yapısına sahip anadolu avlaklarında 15 mt'yi geçmemek en mantıklı seçim olmakla
birlikte, şahsen 2-7 mt'de avlanmayı daha çok tercih ediyorum. Buna karşın risk alıp 9-15 mt'lerde avlandığımız zamanlarda çoğunlukla
eli boş dönsek de zaman zaman mükemmel avlar yaptığımız olmuştur. Bitki yapısına da değinecek olursak, sazanın otlarla çok fazla haşır
neşir olduğunu görmekteyiz. Bunun temelde iki nedeni vardır; beslenme ve oksijen. Her ne kadar hayvansal,meyveli veya karbonhidrat
ağırlıklı yemleme yaparsak yapalım, dipteki taze yeşillikler de sazanın gözdesi olacaktır. Otlu bölge oksijen açısından çok zengin
olduğu için bize ayrı bir artısı olacaktır. Tabi her sazancının hayalinde olan otlu bölgedeki o yarım metrelik açıklığa oltanın
düşüp düşmediği ise başlı başına bir muammadır

Ticari ve sportif(tüm olta balıkçıları) avlanma durumu,
Bilindiği üzre çoğunlukla sularımızda ticari avlanma ile karşılaşmaktayız. Burada dikkat edilmesi gereken nokta avlakta yapılan ticari
faaliyetin yasal olup olmadığıdır. Ne kadar karşı olsak da kanuna uygun ticari avlanmaya yapılabilecek çok fazla bişey yoktur. Ancak
bunların da avlanma dönemi, ağ limiti ve boylarına uygunluğu devamlı kontrol edilip başı boş bırakılmamalıdır. Öte yandan kanunsuz
yapılan avlanma ile karşılaştığımızda, sorumluluktan kaçmayarak vatandaşlık görevimizi yerine getirmeliyiz. Yapılan ihbarların caydırıcı
olduğunu unutmamak lazım. Gelelim kamp alanı seçimimizde ağcıların ne gibi rol oynadığına! Sağlıklı bir av yapabilmemiz için önümüzde
minumum 100-150 mt'lik bir alana ihtiyaç duyarız. Oltalarımızı atmadan önce önümüzde ağ olup olmadığını iyice gözlemlememiz lazım. Ki
geçmişte çoğumuz şunu yaşamıştır; Akşam saatlerinde vardığımız avlakta acele ile atılan oltalar, yemek ve dinlenme faslınlan sonra
ertesi gün 100 mt. önümüzde ağlarını toplamaya gelen kayıkcıyı görünce yıkılan hayaller, oysa kendimize sorup duruyorduk ''şimdiye kadar
vuruş olması lazımdı'' diye. İşte bu durumu yaşamak istemiyorsak kamp kurmadan önce ağ kontrolü yapmak şarttır. Bunu gözle yapmak mümkün
ancak bazı ağcılar batan şamandıra kullandığı için bu da bizi yanıltabilir. Geriye en sağlıklı yöntem kalıyor; boş bir oltamızın ucuna
100 gr'lık kurşun taktıktan sonra olabildiğince uzağa 4-5 atış yaparak sağlıklı ağ kontrolü yapmak mümkündür. Kontrolü yaptıktan sonra
yaklaşık 150 mt ilerde ağ olduğunu anladık, bu mesafe avlanmak için yeterlidir. Ancak ben ağ avcılığının sazanın psikolojisini olumsuz
yönde etkilediğini düşünüyorum ve mecbur kalmadıkça bu tip yerlere kamp kurmuyorum. Bu tip durumlarda koşullara göre av yapıp yapmamak
kişinin kendi opsiyonundadır. Olta balıkçıları açısından durumu değerlendirecek olursak işler biraz daha zorlaşıyor. Malum, şartlar
her zaman istediğimiz gibi olmadığı için avlaklarda çok sayıda olta balıkçısı bulunmakta. Her ne kadar gölde bi başımıza kalmak istesek
de çoğu zaman mümkün olmamaktadır. Gidilecek avlaklarda önceden analiz yapılıp değerlendirilmesi gereken konulardan biri de budur bence.
Avlağın çok kalabalık olmasının iki önemli dezavantajı vardır bana göre; kamp alanı darlığı ve bilinçsiz avlanmanın sazan üzerindeki
olumsuz etkisi. Hepimizin arzu ettiği ilk şeylerden biri, avlağa vardığımızda şöyle yayıla bayıla geniş bi şekilde yerleşmek. Ancak
gerek olta balıkçısı fazlalığından gerekse piknik amaçlı ortalıkta takılan ailelerden dolayı pek mümkün olmamaktadır. Yaşanan bu
karmaşanın sazan üzerindeki etkisi ise işin en önemli yanı bence. Her ne kadar bazılarımız ''sazan zamanla bu ortama alışarak ayak
uydurabilir'' dese de ben buna katılmıyorum. Geceli gündüzlü yakılan ateşler, açılan teypler, her fırsatta suya tutulan ışıklar vs.
avın seyrini önemli ölçüde olumsuz etkilemektedir hiç şüphesiz. Bu tip durumlarda su derinliği ve dip yapısı el verdiği ölçüde uzak
avlanmak en mantıklı seçim olacaktır. Unutmayalım ki büyük balıklar çok tecrübeli oldukları için yemlenme konusunda da seçici
oluyorlar ve biz onları göremesek bile onlar bizi rahatlıkla görmektedirler. Uzak mesafelerde sazan kendini güvende hissedeceğinden
dolayı hem trofe şansımız artacak hem de balıkla mücedele süresi artacağı için avlanma zevki zirveye taşınacaktır...

Suyun sıcaklık ve ph değeri,
Söz konusu sazan olunca biz sportif balıkçıların değişmez enstrümanlarından biri de çokca kullandığımız boili yemlerdir. Besin değeri
açısından oldukça zengin olan bu küçük toplar, bize inanılmaz avlar sunarak tecrübelerimizi bir üst seviyeye taşıdı hiç süphesiz.
Ancak çoğumuzun merak edip de araştırma zahmetinde bulunmadığı bir durum var ki, bu da kullandığımız boililerin erime süreleridir.
Bunda iki önemli unsur karşımıza çımakta; sıcaklık ve ph cinsinden su sertliği. Sıcaklık konusunda mevsimler ana faktör iken, ph
konusunda ise avlağa dökülen mineral veya kaynak sularından tutun, kimyevi atıklara kadar birçok etmen söz konusudur. Mevsimsel bazda
baktığımızda sıcaklıklar büyük değişiklikler göstermektedir. Örneğin yaz aylarında suların 20 derecenin üzerine çıkması top yemlerin
erime sürelerini ciddi anlamda düşürmektedir. Üstüne bir de ph yönünden sertlik eklendiğinde bu süre 3-4 saatlere kadar düşmektedir.
Bu durum daha sık yemleme yapmamıza neden olarak maddi anlamda bize ekstra külfetler doğurmaktadır. Üretici firmalar bu soruna karşı
koruyucu madde vs. kullanarak kısmi çözümler geliştirmektedirler. Kışın ise durum tam tersine dönerek sıcaklıklar çoğu bölgede ciddi
olarak düşüş göstermektedir. Bu da yemlerin erime sürelerini ekstrem sürelere çıkarmaktadır. Erime süresi uzayan yemler rayiha salınımı
yapamadığı için avın gidişatını olumsuz etkilemektedir. Yine üreticiler kışlık olarak özel hazırladıkları bir takım ürünlerle kullanıcıya
çözümler sunmaktadır. Ph değeri ise suyun asit ya da baz cinsinden sertliğini ifade etmektedir. İç sularımızda bu değer 6,5-9 aralığında
görülse de çoğunlukla 7-8,5 ortalaması karşımıza çıkmaktadır. Bu değer 7'nin altına indiğinde asidik, 7-7,5 olduğunda bazik, 7,5'ğun
üzerine çıktığında ise alkali özellik göstermektedir. Kaynak ve mineral sularda ise dünyada 11,6 gibi ekstrem örnekler görmekteyiz.
Bu sebeple avlağa dökülen kaynak suları önemli ölçüde belirleyici rol oynamaktadır. Yemler açısından en ideal seviye 7-7,5 seviyesidir
ki bazik özellik gösterdiği için erime sürecinde sadece sıcaklığın rol oynadığını söyleyebiliriz. Öte yandan bu değerin altındaki ve
üstündeki değerler çözücü özellik taşıdığından erime sürelerini aşağı çekmektedirler. Belirttiğimiz değerler hiçbir avlak için kesin
olmayıp, her avlağın kendine münhasır karakteristik özellikleri mevcuttur. Dikkat edilmesi gereken nokta bu argümanları temel bir
çerçevede bütün olarak değerlendirerek, avlakta bu ölçümleri belli periyodlarda yapmamız gerektiğidir. Eldeki verileri deneme-yanılma
yaparak avlağa özgü yemleme stratejimizi belirlemek, zaruri önceliğimizdir...

Avlaktaki sazanın beslenme ve karakter yapısı,
Son yıllarda ülkemiz sportif sazancılık adına belki de avrupadaki en hızlı gelişimi yaşıyor. Bunun temel nedenlerinden biri sazanın
tavada değil doğada daha güzel olduğunun farkına varan kitlelerin her geçen gün daha da artıyor olmasıdır. Sürdürülebilir sportif
balıkçılığın ana basamağı olan catch and release (yakala-bırak) kavramını özümseyen kişi sayısı eskiden onlar veya yüzlerle ifade
edilirken, şimdi ise binler hatta onbinlere ulaşmıştır desek hatalı olmayız. Peki nedir sazanı bu kadar özel kılan şey? Uğruna binlerce
lira masraf edip de günlerce göl başında naçar bi şekilde bizi bekleten bu hayvanı diğerlerinden üstün veya farklı kılan nedir?
Cevap çok basit, tabi ki de karakter yapısıdır. Başka hiçbir balıkta göremeyeceğimiz davranışlara sahiptir. Beslenme faaliyetlerinden
sosyal yaşamına kadar çoğu davranışı tutarsızlık gösterebilir, o yüzden av stratejimizi ancak tahminlere dayalı olarak belirleyebiliriz.
Örneğin toplu çıkılan beslenme turları ansızın bireysellik kazanabilir. Genel kanı her balığın kendi büyüklüğündeki balıklarla gezmesi
şeklindedir ancak bu konuda da sazan bizi ters köşeye yatırabilir. Bu da bize sazanın inanılmaz karmaşık bir sosyal yapıya sahip
olduğunu gösterir. Daha önemlisi bu davranışların avlağa göre değişiklik gösterebileceğidir. Bana göre gözlem ve tecrübenin en yetersiz
kaldığı nokta burasıdır. Burada bizim çıkış biletimiz ise çok iyi analiz edilmiş bir yemleme planıdır. İlk üzerinde durmamız gereken
nokta avlağımızdaki sazanların hangi yemlere aşina olduğudur. Malum ülkemizde sazanlar genellikle mısır ve türevleri (boncuk,silikon vs)
kullanılarak avlanmaktadır. Buna paralel olarak farkındalık oluşturmak adına son yıllarda boili kullanımı hızla artmaktadır. Bunun
birinci temel nedeni top yemlerin sazan metabolizmasına en uygun besinleri içeriğinde barındırıyor olmasıdır. İkinci temel nedeni ise
boiliye alışan sazanların diğer yemlere daza az rağbet etmesidir. Bu anlamda belki de yazımızın en önemli kısmı burasıdır. Avlarımızdan
yeterli verimi alamayışımızın nedeni stabil bir beslenme stratejimizin olmamasıdır. Bir de en çok yanıldığımız noktalardan biri 1-2 kg.
boili ile balık tutmaya çalışmak ve doğal olarak muvaffak olamamaktır. Hiçbir avlakta bu kadar az miktarda boili ile sazanları
kandıramayız. Başlangıç olarak top yemlere alışık olmayan bir avlakta minumum 10 kg. boiliye ihtiyacımız olacaktır. Bu yemlerin hepsinin
aynı aromada olması ve 15mm'yi geçmemesi ilk tanışma açısından faydalı olacaktır. Avlakta sazanın yemlenmesine müsait bir bölge seçilerek
en bildiği yem olan mısır ile karışık olarak yemleme yapılmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta mısırı önceden haşlamak ve
mümkünse boili ile aynı aromada olan dip sıvısıyla harmanlamaktır. Bu şekilde yapılan harmanlama sazanın dikkatini çekmede %100 etkili
olacaktır. Unutmayalım ki sazanın koku duyusu çok gelişmiştir ve sırt yüzgecinde dahi koku sensörleri bulunmaktadır. Mısır-boili
oranlaması ise ilk etapta birebir olmalı, ilerleyen zamanlarda ise mısır kademeli olarak azaltılmalıdır. Yani 1 kg. mısırla yemlemek
yerine 500'er gr. mısır-boili kombinasyonu alıştırma için yeterli olacaktır. İmkanlar el verdiği ölçüde belirlediğimiz bölgede 1 hafta
önceden yemlemeye başlamak av esnasında bize ciddi avantaj kazandıracaktır. Şayet böyle bir imkan yok ise avın başında,ortasında ve
sonunda bu yemlemeyi yapmak bir sonraki hafta için ön hazırlık olacaktır. Bu süre zarfında en çok ihtiyacımız olan şey sabırdır. İlk
avlarda netice almak biraz zordur ancak sazan git gide yeme alıştıkça sürpriz ziyaretler yapmaya başlayacaktır. Balıkları yemlerimize
alıştırdıktan sonra 18 veya 20mm gibi daha büyük boylara geçilerek büyük balık ihtimalini artırmış oluruz. İlerleyen zamanlarda mevsim
koşullarına göre daha farklı aromalar kullanılarak avlarımızı renklendirmek mümkün olacaktır...

Tüm bu konulardan bahsettikten sonra finalde ise mevsimlere değinmek çok yerinde olacaktır bence.

İlkbahar (mart-nisan-mayıs);
Yazımızın bahar arifesine denk gelmesi oldukça hoş oldu aslında. Sadece bitki ve hayvanlar için değil, bizler için de bir uyanış esasen
bahar ayı. Yoğun ve bunaltıcı kıştan sonra güneş tüm sıcaklığıyla kucaklıyor hepimizi. Hayranlıkla izliyoruz bu üreme dönemini ve avlak
analizleri başlayor tabi ki bir taraftan. Yorucu kış yüzünden bünyesi oldukça zayıf düşen sazanın iki derdi var bu dönemde, karın
doyurma ve üreme. Bu dönemde avlanma yasağı olsa da yakala-bırak şekline sportif av yapıp yapmama konusunda geçmişte hararetli tartışmalar
yaşandı. Burada şunu belirtmeden geçmek istemiyorum, avrupada bahar aylarında havyar dönemine bakılmaksızın av yapılmakta ancak biz yine de
biraz daha sabrederek hazirana kadar bekleyelim diyorum. Tabi bu beklemekten kasıt eliboşluk olarak algılanmasın, baharda da yapılacak çok
iş var. Nedir bu işler? Önceki bölümde bahsettiğim yemleme stratejisi için bu aylar biçilmiş kaftandır. Sazanın kıştan bitkin olarak çıkması
özellikle boiliye alışık olmayan avlaklarda çok ciddi avantaj olarak karşımıza çıkmaktadır. Üreme öncesi enerji depolamak zorunda oldukları
için adeta buldukları her şeyi yeme potansiyeline sahiptirler. Dikkat etmemiz gereken nokta bu dönemde protein açısından zengin hayvansal
ağırlıklı yemleme yapılması gerektiğidir. İlk etapta dere ağzı dediğimiz avlağı besleyen, bol oksijen ve besin barındıran bölgeye akın
edecektir balıklar. Mart ayı itibariyle yemlemelerde buralara ağırlık vermek yerinde bir karar olacaktır. Ancak mart ortasından itibaren
nisan başına doğru bu bölgelerde yoğun üreme faaliyetleri olacağı için burada yemleme yapmak yanlış olacaktır. Çünkü sazazın aklındaki
tek şey üreme olacağı için başka şeylere dikkatini veremez. Bu dönemden itibaren yemlemeyi sığ bölgeden nisbeten daha derin olan bölgelere
çekmek gerekir. Nitekim üreme için çok yoğun enerji harcadıklarından dolayı sığ bölgeden ayrılarak dinlenme ve yemlenmeye vakit ayırmaları
söz konusu olacaktır. Esasen burası bana göre en can alıcı noktadır ki nisan sonu-mayıs sonu arasında yapılan yemleme bir sezon buyunca
sazanın hafızasında yer edecektir. Bu anlamda ilkbahar en önemli mevsim olarak değerlendirilmelidir. Tabi iklim ve bölgesel koşullara göre
havyar dönemi geçen sene çoğu avlakta tecrübe ettiğimiz üzre, haziran sonuna kadar uzayabilmektedir. Avlakta yapacağımız periyodik gözlemler
yemleme planımız için ayrı bir önem kazanmaktadır...

Yaz (haziran-temmuz-ağustos)
Sabırsızlıkla beklediğimiz av yasağı haziran ayı ile birlikte son buluyor. Seyrek de olsa bu ay içinde halen havyar atma telaşı içinde olan
sazanlar görmekteyiz. Ancak temmuz girdikten sonra üreme faaliyetleri de hemen hemen son bulmakta ve balıklar günlük yaşama adapte olmaya
başlamaktadırlar. Genel olarak tüm avlaklarda su seviyeleri maksimum düzeyde seyreder. Güneşin tepe noktasına geldiği öğle saatlerinde
sazanların su yüzeyinde güneşlendiğini gözlemlemek mümkündür. Bunun sebebi su sıcaklıklarının özellikle büyük göllerde halen ideal seviyeye
gelmemiş olmasıdır. Temmuz ayında ideal avlanma seviyeleri imkanlar dahilinde 2 ila 5 mt. civarında olmalıdır. Çünkü sıcaklık tam anlamıyla
derinlere nüfuz edemez. Ağustosun başında tam anlamıyla tüm koşullar oturmuş diyebiliriz. Gündüzleri bunaltıcı sıcaklarla birlikte gece
vuruşları da bu ay ile birlikte istikrar kazanır. Yoğun hayvansal yem kullanımı yerine meyveli boili kullanımı için ideal koşullar oluşmaya
başlamıştır...

Sonbahar (eylül-ekim-kasım)
Eylül sonbaharın habercisi olsa da, su seviyelerinin hızla düşmesiyle balıklar için en bunaltıcı dönem daha yeni başlamaktadır. Kuraklığın
etkisi ciddi olarak hissedilmekte ve özellikle sığ sular oksijen açısından fakirleşmeye başlar. Bu dönemde av stratejimizde radikal
değişiklikler yapmak zorundayız. İdeal avlanma seviyeleri duruma göre 5 ila 15 mt. arasında değişebilmektedir. Gece vuruşları her zamankinden
daha fazla önem kazanmaktadır. Hayvansal yem kullanımını devam ettirsek de meyveliler bu dönemde hep favorimiz olmuştur. Ekim ayında görülen
kısmi sıcaklık düşüşleri hayvanlar alemine kışın gelmekte olduğu haberini verir. Çoğumuzun da tecrübe ettiği üzre en büyük trofeler bu
aylarda alınır. Bunun sebebi kışa hazırlık yapmak zorunda olan balıkların yem konusunda daha az seçici olmasıdır. Kasım ayının son bulmasıyla
birlikte avlaklar derin bir sessizliğe bürünür...

Kış (aralık-ocak-şubat)
Havaların ciddi derecede soğumasıyla sazanlar günlük faaliyetlerini asgari seviyeye çekerler. Bölgesel şartlar ön planda olsa da çoğu gölde
kısmen veya tamamen don olayları görülebilmektedir. Kim ne derse desin kışın av yapmak gerçekten meşakkatlidir. Ne kadar tecrübe sahibi
olursak olalım bana göre kışın balık tutmak için önce şansa ihtiyacımız vardır. Ancak illa balığa gidilecekse oyunu yine kitabına göre
oynamamız lazım. Bu dönemde sığdan balık tutmak neredeyse imkansızdır. Çünkü birincil etken olarak termoklin karşımıza çıkmaktadır. Kısaca
izah etmek gerekirse kışın su soğudukça, yoğunluğu artar ve su derine doğru hareket eder. Tatlı suyun yoğunluğu 1gr/cm3 tür ve en yoğun hale
4C derecede ulaşır. Su 4C dereceye gelip dibe çöktüğünde bu denge birden değişir ve yukardaki ısı her düşüşte su genleşmeye ve hafiflemeye
başlar. Böylece 4C derecede olan su en dipte kalır, su yüzeyi ise 0C dereceye gelince donar. Bu koşullarda av yapmak için minumum 4-5 mt.
derinliğe ihtiyacımız olacaktır. Kışın sazanlar hareketli olmadıkları için yemleme yapılacaksa bile çok sınırlı tutulmalıdır. Eğer şanslıysak
riglere monte edilen pva çözümleri fazlasıyla iş görecektir...

Umarım yazımız tüm sportif balıkçılarımız (özellikle bu spora yeni gönül vermiş olan) için faydalı olur. Tabi deyinmeyi unuttuğumuz ya da
vakit bulamadığımız bir çok konu olabilir. Bu anlamda yazımızın her türlü eleştiriye açık olduğunu belirtmek isterim. Yeni sezonda bütün
arkadaşlarımıza rastgele...
kilicher is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 21-02-16   #2
DSLR CARP
Administrator
 
DSLR CARP kullanıcısının avatarı
 
Nihat Cavus
Giriş: 12-03-2008
Konum: Iridonia
Mesaj: 2,679
Meslek: Sith Lord
Varsayılan

Eyvallah !
____________________________________________________
MTFBW.....
DSLR CARP is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 21-02-16   #3
gokayduk
Junior Member
 
gokayduk kullanıcısının avatarı
 
Gökay Dükkancıoğlu
Giriş: 08-08-2015
Konum: İstanbul
Mesaj: 11
Meslek: Satış Yöneticisi
Varsayılan

Ellerine sağlık,akıldan çıkmaması gereken önemli noktalar gerçekten
gokayduk is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #4
Extreme Carp
Moderator
 
Extreme Carp kullanıcısının avatarı
 
serkan akdemir
Giriş: 30-10-2012
Konum: istanbul/Beylikdüzü
Mesaj: 647
Meslek: Long Range Carp Angler
Varsayılan

Faydalı bir paylaşım olmuş.Barbaros emeğine sağlık
____________________________________________________
Serkan Akdemir Long Range Carp Angler
İSTANBUL
Extreme Carp is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #5
SABRİ BOBİÇ
Major member
 
SABRİ BOBİÇ kullanıcısının avatarı
 
Sabri Bobiç
Giriş: 04-01-2010
Konum: ALANMAHALE
Mesaj: 1,050
Meslek: customs broker
Varsayılan

Cok faydali bilgler eline saglik Barbaros
Paylasmis oldugun er iki konuyu en uste sabitledim

Düzenleyen : SABRİ BOBİÇ - Tarih : " 22-02-16 " - Saat : 09:49.
SABRİ BOBİÇ is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #6
olcay81
Senior Member
 
olcay
Giriş: 15-06-2012
Konum: SAKARYA-DÜZCE
Mesaj: 63
Meslek: MEMUR
Varsayılan

Bir solukta okudum.harika bilgiler teşekkurler
olcay81 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #7
selman
Moderator
 
selman kullanıcısının avatarı
 
selman ceylan
Giriş: 13-04-2010
Konum: istanbul
Mesaj: 1,222
Meslek: Talaşlı İmalat ve mold design
Varsayılan

Tebrikler barbaros güzel bir çalışma olmuş
____________________________________________________
Selman CEYLAN-İSTANBUL
Kimseyi hafife alma!!Unutmaki;Bir ağaçtan 1 milyon kibrit çıkar;Bir kibrit 1 milyon ağaç yakar;
selman is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #8
sabri1981
Member
 
sabri1981 kullanıcısının avatarı
 
sabri huzur
Giriş: 19-05-2008
Konum: bursa
Mesaj: 36
Meslek: kalıp tasarım
Varsayılan

Eline sağlık çok faydalı bir paylaşım olmuş
sabri1981 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #9
reos_mow
Major member
 
reos_mow kullanıcısının avatarı
 
salih
Giriş: 02-03-2008
Konum: Bulgaristan,Istanbul
Mesaj: 1,186
Meslek: student
Varsayılan

Eline emeğine sağlık.
____________________________________________________

To view links or images in signatures your post count must be 10 or greater. You currently have 0 posts.


salih 1986
reos_mow is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Okunmamış 22-02-16   #10
endeer37
Junior Member
 
ENDER ÖZTÜRK
Giriş: 21-10-2012
Konum: gebze
Mesaj: 8
Meslek: ÖĞRETMEN
Varsayılan

Güzel ve faydalı bir paylaşım olmuş. Eline sağlık barbaros
endeer37 is offline   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Konu Araçları
Görünüm Modları

Forumdaki Yetkileriniz
Konu açma yetkiniz yok
Konularda cevap yazma yetkiniz yok
Eklenti yükleme yetkiniz yok
Kendi mesajlarınızı düzenleme yetkiniz yok

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı

Hızlı Geçiş

 
 


Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Copyright ©2007 - 2009, CarpTR.com
Her hakkı saklıdır.
!! CarpTR.com'da Bulunan Bilgiler veya Dosyalar İzinsiz Kopyalanamaz !!
Saat 18:59.